Bir Devlet Politikası Olarak Fakirleşmek-2

 

Türkiye ile ilgili her yazdığım yazının içinde bulunduğu zaman diliminin sahip olduğu şartlar bir öncekinden bambaşka oluyor. Eğer sorun oluşturmayan bir olgu ise sorun haline geliyor, durumu kötü olan bir madde varsa daha kötü hale geliyor. Bunlar ya kasıtlı bu hale getiriliyor ya da iş bilmemezlikten kaynaklı bu hale geliyor. En sonki yazımda enflasyon dinamiklerinden oluşan düşüşün iktidar tarafından her yerde kullanılacağını belirtmiştim keza geçen sürede öyle de oldu. Bu duruma karşın muhalefet karşı bir argüman oluşturmadı. Halkın deflasyon ile dezenflasyon arasındaki farkı bilmesini beklememek gerekir. Muhalefetin bu argüman karşısında en basit herkesin anlayabileceği şekilde bu iki başlığı ve aralarındaki farkı açıklaması gerekirdi. Yoksa kişi televizyonu açtığında konuşan devlet yetkilisinden enflasyonun belinin kırıldığını düşüşe geçtiğini duyarken, markete gittiğinde fiyatların düşmediğini hatta yükseldiğini görmektedir. Buna karşı oluşturulan market sahibi, üretici, lojistik firması vs gibi yerlere yapılan suçlama cümlecikleri de maalesef ki halkın bazı kesimleri tarafından ciddiye alınmaktadır. Bu sebeple bu konudaki algı yönetimini daha iyi yönetmeleri gerekirdi. Ki keza bir başka algı yönetimi konusu da büyüme. Ülkenin büyümesi o kadar önemli bir madde ve konu haline geldi ki sorumluluğu bu olmayan Merkez Bankasına bile bu misyon yüklendi. Hemen hemen her açıklama enflasyonun belinin kırıldığı ile başlanıp, dünyanın resesyona giderken bizim ayrışarak pozitif büyüdüğümüzden bahsedilmektedir. Bu yazı dizisinin ilk bölümünde büyüme dinamiklerine bakmıştık. Aslında büyürken fakirleşmekteydik ancak algı yönetimleri ile bu konunun da üzeri kapandı.  Peki büyümeden pay alamayan ve her geçen gün fiyatlar genel düzeyi karşısında parası eriyen halk ne yaptı bu bölümde bazı örneklerle bunu açıklayacağım.

Para kazanma özellikle kolay para kazanma duygusu ülkemizde zaman zaman gerçekten farklı boyutlarda yaşanmaktadır. Sadece Jet Fadıl’ın sebep olduğu olaylar silsilesi bile ayrı bir incelenme konusudur. Yakın vakitte bir başka örnek olan Çiftlik Bank hadisesinde yapılan röportajlar izlendiğinde “yatırımcıların” ortak argümanı “Bu kadar insan buraya gelmişse bir bildikleri vardır” şeklindeydi.  Ponzi ya da piramit şeması denilen kavram matematiksel olarak incelendiğinde bir süre sonra kendini bitiren bir yapıdır. Basit olarak bir taraftan dolan diğer taraftan boşalan havuz gibidir. Eğer dolan su boşalan suyu yerine koyamaz ise her geçen gün kendi birikiminden yiyerek, havuz yani kasa kendini bitirmektedir. Bugün bile bu şekilde faaliyet gösteren ve devamlılığını sürdüren birçok firma “yatırımcılarının” paralarını toplu şekilde çekmemesine ve yeni marketlere açılarak kasasını dolduran yeni “yatırımcılar” bulmasına borçludur. Bu örnekler belki enflasyondan ve fakirleştiren büyümeden ziyade halkımızın finansal okuryazarlığı ve kolay para kazanma gibi diğer sahip olduğu kişilik arzuları ile ilişkidir ama tam da bu noktada başlıyor finansal farkındalık kavramı birçoğu için. Kişi elindeki parayı bir şekilde bir kanala aktarmak istiyor bu ister mevcut seviyesini enflasyona karşı korumak olsun isterse reel getiri olsun. Bu noktada finansal farkındalık devreye girerek kişinin yapabileceği seçenekler çeşitlenmektedir. Genel olarak son vakitte artan dolar kuru ve beklentiler ışığında tercih edilen yöntemlerden biri döviz yatırımı diyebiliriz. Ancak buradaki senaryomuzda ufak bir farklılık var o da yatırımda kullanılan paranın türü. Yatırımın en önemli yapılmaması gereken noktalarından bir tanesi yatırım için ayrılmamış parayı kullanmak yani eldeki acil durum birikimi, temel ihtiyaç maddelerinin satılması ile elde edilen para ve borçla ile elde edilmiş para diyebiliriz. Bu tip durumlardan benim değineceğim aslında uzun süredir yaygın olan borç para ile yatırım yapmak. Burada örnek vereceğim senaryo şu şekilde, kişi doların yükseleceğini ve dolar alması gerektiğini bozulan beklentiler ışığında ya da sağdan soldan haberlerle karar veriyor. Daha sonra elinde likit TL bulunmadığı ya da çok az olduğu için havuzu büyütmek istiyor. Birikim bir seçenek olsa bu para birikene kadarki geçen sürede kurun sıçrayacağını ve o alım fırsatının kaçacağını düşünüyor. Bu sebeple hızlı bir likit enjeksiyonu için kredi ya da avans para cazip geliyor. Kişi bu senaryoda daha pratik bir yöntem olarak düşündüğü avans paraya yöneliyor. Şimdi çektiği para o anki en üst limite yakın bir meblağ seçerek 75000 TL gibi parayı %1,36 olan avans para faizi ile çektiğini düşünelim. Burada kişinin en büyük mottosu da yatırımı şimdiden yapalım borç nasıl olsa ödenir. Bu borç aylık 6816.18 TL ödeme ile toplamda 81794.12 TL olmaktadır. Şimdi hesap yaptığım dönemde doların ortalaması spotta 20 TL idi buradan yola çıkacak olursak kişinin eline $3750 geçecektir. Doların 12 ay sonunda artacağını düşünerek bu hamleyi yapan kişinin getirisini hesaplayalım. 12 ay sonundaki beklentiyi doğrudan TCMB Piyasa Katılımcıları anketinden aldım. Kişi 12 ay sonunda çıkış yapacağını düşünürsek elindeki doları 24 TL’den bozdurarak 90000 TL elde edecektir. Burada %10,03 gibi bir kar ettiğini düşünerek sevinecektir. Ancak burada asıl amaç neydi peki yatırım yapmak parasını korumak ve bunu önceden planladığı bir vade içerisinde yapmak değil mi, o zaman denkleme enflasyon dinamiklerini de katmamız gerekiyor. Yine aynı anketten aldığım yurtiçi enflasyon değer ile getiri -%16,01’e gerilemektedir. Vade başından sonuna elimizde dolar tuttuğumuz için buradan gelecek bir US enflasyon değeri daha var onda da yine projeksiyon değerlerini referans aldığımda getiri -%18,33’e kadar düşmektedir. Burada kişi çok basit bir hesapla dolar nasılsa yükselecek diyerek girdiği yatırımdan aslında reel anlamda zararla çıkmaktadır ve parasını aslında koruyamadığı görülmektedir. Peki bu denklemin optimize edildiği senaryoda başabaş reel getiri için piyasa koşullarının ne olması gerekir diye incelersek, doların 29.71 TL, enflasyonun ise %30.05 olması gerekir. Kişi anlık bir heves ve parayı katlama dürtüsü ile girdiği bu maceradan reel anlamda zarar ile çıkmaktadır. Bu zarar hem uygulanan yanlış politikaların eseri hem de kişinin anlık karar vererek işlem yapmasından kaynaklanmaktadır.

Şimdi belki de en yaygın olan yatırım aracı olan borsa konusuna bakalım. Her gün borsa hakkında bir ton -çoğu birbirinin aynısı- cümleler kurulmaktadır. Benim değinmek istediğim nokta ekonomi yönetiminin kararları karşısında yatırımcı hareketinin nasıl şekillendiğidir. Dolayısıyla konuyu davranışsal finansal başlığı altında nümerik metodlar ile inceleyeceğim. Literatürde etkin piyasalar hipotezinde piyasada asimetrinin bulunmadığı ve yatırımcıların rasyonel beklentilerle olaylara yaklaştığı düşünülmüştür. Robert Lucas gibi iktisatçıların ekonomide insanların rasyonel olduğu ve beklenmedik değişiklerin ancak yatırımcıların yaklaşımında bir etki oluşturacağını belirten ifadeleri mevcuttur. Zaman içerisinde piyasada yatırım kararlarında irrasyonel etkenlerin de olduğu ve asimetrik bir akışın bulunduğunu savunan çalışmalar üretilmiştir. Kahneman ve Tversky'nin 1979’da yazdıkları “Prospect Theory: An Analysis of Decision under Risk” makalesinde buluşsal yöntemler ve önyargılar gibi psikolojik niteliklerin belirsizlik altında yatırım kararlarını etkileyebileceğini ifade edilmektedir. Yatırımcılar aldıkları kararları kendi değerlendirilmeleri ışığında verebilecek oldukları kadar, dışsal bir etken altında da alabilirler. Bu sebeple herding behavior yani sürü davranışı finansal piyasalar için önemli bir kavramdır. Sürü davranışı, kişinin yatırım kararlarını başkalarının eylemlerine, söylemlerine vb göre şekillendirmesidir. Bu bir yatırım kuruluşunun raporu, sosyal medyalardan veya sosyal çevrelerden alınan “tüyolar” şeklinde örneklendirilebilir. Burada karar bir başkasının eylemini taklit ederek ya da “tüyosunu” uygulayarak alınmaktadır. Sürü davranışı, kişinin yatırım kararlarını başkalarının eylemlerine, söylemlerine vb etkenlere göre şekillendirmesidir. Bu durum özellikle piyasalardaki aşağı yönlü hareketlerde zararla “panik satış” diyebileceğimiz şekilde sonuçlanmaktadır. Yatırımcıların oluşturabileceği sürü hareketi borsadaki fiyatlamanın gerçek dengesinden uzaklaşmasına neden olabilir. Bu sebeple bozulan rasyonel varlık fiyatları, piyasa verimsizliğini artırarak piyasada balon oluşturabilir. Balon kavramı finansal bir varlığın veya bir marketin temel değerinin denge noktasından bozulma durumudur. Bu bozulma zamanla kendini fiyatların şişirilmesi ve balonun patlaması sonrasında gelen satışlar sonucu sönmesine neden olur. Balon hareketlerde beklenen patlama bazen içinde bulunan koşullarda Gadot gibi davranabilir. Bu sebeple beklenen patlama hareketi rasyonel olarak farkında olunsa da, mevcut fiyat hareketi kişiye daha cazibeli geldiğinden işlem hacimini yapması gerekenden daha da fazla artırarak kendisini mevcut sürüye dahil edebilmektedir. Örneğin borsamızda yaşanan hareketleri incelersek mevcut şartlarda sağlıklı bir şekilde bu seviyelere gelmediği aşikardı. Sonrasında yaşanan gerek finansal olaylar gerekse deprem ile yaşanan borsadaki çöküş panik satışları da beraberinde getirdi. Bu süreçte varlık fonunun suni desteği ile ayakta kalan borsa için en yaygın argümanda seçime kadar bu seviyelerin korunacağı ve seçim öncesi borsanın çökmesine izin verilmeyeceği şeklinde bilişsel yanlılığın gösterilmesiydi. Mevcut seviyede seçim sonuçlarına ilişkin spekülatif hareketlerden arındırırsak genel olarak bu yatırımcılar rasyonaliteden uzak bir karar vermiştir diyebiliriz.

Peki bu süreçte borsanın genel durumunu ve finansal koşulları nasıl izlediğine biraz daha farklı bir perspektiften bakalım. Öncelikle borsadaki çeşitli endekslerden en yaygın olan Bist100 ve ona göre kısmen filtrelenerek daha değerli şirketlerden oluşan Bist30’u ele alalım.  Bununla birlikte finansal şok vekil göstergemizde enflasyon hızlanması olsun. Burada amaç kaba bir gösterge ile birikimli ekonomik şoka karşı endeksteki etkileri gözlemlemektir. Bist30-Bist100 farkını alarak enflasyon hızlanması ile karşılaştıralım.

Burada enflasyon hızındaki uç değerlerin endeksler arasındaki farka gecikmeli olarak etkisi olduğu görülebilmektedir. Burada dikkat çeken nokta uzun süre belirli seviyede kendini koruyan endeks farkının ekonomik şok ile yapısal kırılmaya uğramasıdır. Özellikle son dönemde endeksler arası farkta meydana gelen artış ile endeks yapısının artık mevcut finansal koşullara oldukça hassas olduğu görülebilmektedir. Burada birden çok neden buna sebep olabilir. Örneğin Bist100 içerisindeki şirketler mevcut finansal koşullar altında yeterli performansı gösteremiyor olabilir ya da yabancı ve kurumsal yatırımcıların borsadan çıkışı ile sığlaşan piyasa altında Bist100’de işlem yapan yatırımcılar, endeksin Bist30’a yetişebilmesi için gerekli olan hareketi veremiyordur böylece fark önceki seviyelerine göre açılmaktadır. Ayrıca yatırımcıların hisse fiyatlarındaki ucuzluğu da (herhangi bir temel analiz ucuzluğu değil) tercih ettiği bilinmektedir. Bu sebeple şirketlerin detaylarına hakim olmadan eldeki parayı katlama dürtüsü ile halka arza katılan yatırımcılarda bir artış olduğu görülmektedir. Peki bu düzensiz hareketler zaman içerisinde borsada balon oluşturabilir mi? Bu soruya cevap vermek için yaptığım analize ait grafik aşağıda yer almaktadır (%95 güven aralığına göre kritik değer seçilmiştir).

Grafiği kısaca yorumlayacak olursak borsada balon hareketi 11.23.2021 tarihinde başlayarak 2021’in sonlarına kadar devam etmiştir. Kısa bir hareket Eylül 2022 gibi gerçekleşmiş ve sonrasında Kasım 2022’de başlayan patlayıcı hareket Ocak 2023 sonuna kadar devam etmiştir. Bu noktada incelemeyi bir sonraki noktaya taşıyarak bu balonun hareketinin gerçekleştiği dönemlerde market genelinde herhangi bir sürü hareketinin olup olmadığı incelenmelidir. Sürü davranışı piyasada sistemik kırılganlığı veya riski artırdığından, sürü hareketinin varlığının saptanması önemlidir. Davranışsal finans literatüründe, borsa piyasalarında sürü davranış eğilimlerini modelleyen bir dizi metodoloji bulunmaktadır.

Christie ve Huang, 1995 yılında çıkan ”Do Individual Return Herd around the Market” makalelerinde market çapında bir sürü davranışının tespiti için model oluşturmuşlardır. Model bireysel varlık getirilerinin gerçekleşen piyasa ortalamasına ortalama yakınlığının bir ölçüsü olarak getirilerin kesitsel standart sapmasının kullanılması ile oluşturulmuştur. Yöntem, sürü etkisinin varlığında, yatırımcıların piyasa geneline yaklaşıp yaklaşmadığını ve dolayısıyla bireysel getirinin piyasa getirisine yakın kalıp kalmadığını test eder. Yatırımcıların sıkıntılı dönemlerde inançlarını bastırma olasılıklarının daha yüksek olduğu önermesinin doğru olduğu düşünüldüğünde, piyasa yatırımcıları genelinde uygun hareket etmesi beklenmektedir. Chang, Cheng ve Khorana, 2000 yılında “An Examination of Herd Behavior in Equity Markets: An International Perspective” makalesini yayınladılar. Christie ve Huang’ın modeli üzerine geliştirilen yeni model; her iki yöntemde de dağılımın en iyi ölçüsü olarak kabul edilen getirilerden mutlak sapmaların ortalamasını kullanarak, getirilerin kesitsel mutlak sapması modeline dayalı olarak sürü etkisinin varlığını belirtmiştir. Bu model, yatırımcıların zaman zaman bir grubun kararlarını takip etmek için rasyonel düşüncelerini bir kenara bırakıp, bu dönemlerde bireyin getirisinin genel piyasa getirisine yakın kalmasını test eder. Bu yöntem, bireysel varlık getirilerinin dağılımı ile piyasa getirileri arasındaki olası bir doğrusal olmayan durumu belirlemek için asimetrik bir parametrenin eklendiği değiştirilmiş bir regresyon modeline dayanır. Sürü etkisinin varlığını karakterize eden, piyasadaki dağılım ve getiri arasındaki bu doğrusal olmayan ilişki, aşağıdaki regresyon denkleminden tespit edilir:

Modelin çıktısının yorumlanmasında  katsayısının negatif ve istatistiki olarak anlamlı olması piyasada sürü hareketinin varlığını göstermektedir.

Bist30 ve Bist100 için yaptığım bu testte zaman aralığı olarak 01.01.2018-04.01.2023 seçtim. 2018’yılından başlatma sebebim ekonomideki bozulmaların halk tarafından da reel olarak artık görülebilecek noktaya geldiğini düşünmem ve yıl içerisinde yaşanan dolardaki şok etkisine karşı hareketini incelemek olacaktı. Bu dönem arasında piyasa geneline yayılmış bir sürü hareketi göremedim (%5 anlamlılık düzeyi). Bu sebeple incelememi yıl bazına indirgeyerek dönem bazında inceledim

 katsayısının negatif olduğu dönemlerde piyasda belirli bir sürü hareketi olmuş olabilir ancak istatistiki anlamda da geçerli olan ve piyasa genelinde görülebilen sürü hareketi 2021 yılında gözlenmiştir. Çalışmayı bir sonraki aşamaya götürerek bu sürü hareketine sebebiyet veren olguyu bulmaya çalıştım. Bu sebeple modele USDTRY, enflasyon oranı ve TCMB politika faizi olmak üzere üç değişken ekledim. Buna göre sonuçlar aşağıdaki şekildedir.

Bu model çıktısı incelendiğinde 2021 yılı içerisindeki sürü hareketinin detayları görülebilmektedir. Modele eklenen üç değişken arasında istatistiki anlamda geçerli olan tek değişken TCMB politika faizidir. Yani 2021 yılı içerisinde TCMB politika faizinin borsa üzerinde sürü hareketine etkisi olduğu gözlenmektedir. 2021 yılındaki faiz kararlarına baktığımızda, tabi ki bugün içerisinde bulunduğumuz ekonomik ortama domino etkisi yaratan faiz indirim kararlarının alındığını görebiliriz. Yatırımcı açısından değerlendirdiğimizde bir gece yarısı kararı ile ansızın Merkez Bankası başkanı görevinden alınıyor ve birkaç ay sonra da faiz indirim kararları alınıyor. Bu kararlar akabinde enflasyon, kur, tahvil faizleri vb olgularda bozulmalar başlıyor. Geçen süreçte yatırımcılar tarafında artan belirsizlik ve bozulan ekonomik koşullar onları irrasyonel kararlar almaya iterek borsada sürü hareketine sebebiyet verdirmiştir. Faizdeki indirim kararının alınması kimi çevreler ve ekonomi yönetimi tarafından basit bir kavram ya da sistemde o kadar önemli gözükmeyen bir çark gibi konumlandırılmaya çalışılsa da aslında kaç yazıdır belirtiğim etkilerden de görülebileceği şekilde öyle olmadığı açık bir şekilde gözükmektedir. Seçim sonucunda yeni ekonomi yönetimi gelirse olaylara yaklaşım şeklinin büyük ölçüde değişmesini beklemek rasyonel bireyler olarak en büyük beklentimiz. Bununla beraber mevcut iktidarın kalması durumunda da yine de beklenen iktisadi "normalleşme" kararlarının yönetim tarafından alınacağını beklemek mevcut paradigmada benim açımdan realist gelmemektedir. Çünkü bu kararları alanlar gerçekten de alınan kararları bir sanrı içerisinde sonuca ulaşacağını beklemektedir. Bir tur daha seçilmeleri bu paradigmayı kıracak durumu şu an için oluşturduğunu düşünmüyorum. Bununla birlikte muhalefetin kazanması durumunda borsada yapılacak ilk işlemlerden biri olan soruşturma emrinin yanı sıra küçük yatırımcılar için de finansal okuryazarlığı artıracak projelerin de oluşturulması borsa kalitemizi artırımaya yönelik önemli bir çalışma olacaktır. Borsanın kalitesi sadece katılımcı payı ile ölçülmemelidir. Ve belki de daha rekabetçi ve farklı teknolojilerin de dahil edildiği, yabancı oyuncuların aktifleştiği ortamda ikincil bir borsa ortamının en azından fizibilite raporunun oluşturulması ileriye dönük güzel bir plan olabilir. Bu yazıda da görüldüğü üzere ülke ve toplum yapısını bilen birçok aklı başında siyasetçi, alınan iktisadi kararların halk içerisinde sadece finansal bir olgudan öte bireylerin davranışlarına sirayet eden ve bulundukları rasyonel dünyayı terk etmelerine sebebiyet veren bir yapıya sahip olduğunu bilir. Bu sebeptendir ki toplumsal sulhun ve refahın korunabilmesi için birçok ülkedeki kurumlar bu hedef uğruna çaba göstermektedir.

Comments