Merkeziyetsiz Güven
Merkez Bankası ve TÜİK gibi kurumların kendisinden istenen çıktıları sağlamak için model ve girdi üzerinde “düzeltmeler” yaptığı bilinen bir gerçek. Bu bağlamda yaptıkları ters mühendislik sayesinde gerçekten ziyade uygulanması istenen politikaya uygun bir veri sağlama gayretindeler. Bu uzun vadede belirsizlik sağlar. Hanehalkları, yerli & yabancı yatırımcıları rasyonel davranışlarından uzaklaştırır. Hanehalkında beklentiler üzerinden enflasyon artışı, yatırımcılar yapmak istedikleri yatırım hamlelerinde çekingen davranmaları veya varolan işlemlerinden çekilmeleri şeklinde gerçekleşebilir. Bireyler yapacakları herhangi bir eylem karşısında muhattap alacakları kişi tarafından yarıyolda bırakılmak istemezler. Olabildiğince “tutarlı” ve şeffaf olması istenen en birincil özellikleri arasında yer alır. Türkiye’nin en çok sıkıntı çektiği nokta kurumların hukuka dayalı şeffaf yapılarda varolmamasıdır. Bugünlerde yine her zamanki gibi tutarlılık ve beklentiler sıkıntısını Merkez Bankamız çekmektedir. Bu yazıda bahsedeceğim bazı konulara daha sonra detaylı değineceğim.
Şu anda yönetimde faiz-enflasyon ilişkisi noktasında eşi benzerine rastlanmamış fikirler ve denemeler yapılmaktadır. Bu söylemleri haklı çıkartarmak için alınan kararlar geri döndürülemez noktalara götüren sonuçlara sebebiyet vermektedir. Merkez Bankası üstünde faiz indirimi yapılması noktasında uzun süredir baskı olduğu bilinen bir konu. Bu noktada defalarca başkan değişikliği yapıldı hatta son başkanda kurul üyelerinde dahi atamalara gidildi. 19 Martı 20 Marta bağlayan gece alınan karar öncesi, kendi içerisinde daha tutarlı kararlar izlenerek şahin söylemler yayınlanıyordu. Piyasalar, gerek pandeminin seyri gerekse izlenen politikalarla toparlanma etkisini gösteriyordu. Yeri geldiğinde yapılan önden yüklemeli faiz artışından; faiz, manşet enflasyonun üzerinden kalacak söylemine geçilerek Ağbal dönemine ait faiz oranı sabit tutuldu. Böylelikle tam bir belirsizlik ve güvensizlik ortamı oluştu. Bir noktada bunun yatırımcı tarafında kabul görebilmesi için izleneceği vaat edilen politikanın kendi içinde tutarlı olması gerekmektedir. Bu sebeple PPK metinlerinde pozitif reel faiz vaadi verildi ancak Ağustos ayı enflasyon ile gelen negatif reel faiz zora girmeyi seven yönetim için çıkılmaz bir yola soktu. Bu noktada faiz yükseltmek seçenek dahilinde olmadığı için ya faizi sabit bırakıp enflasyon oranını düşürmek olabilirdi ki hükümet tarafında artık yüksek enflasyon beklenmediği bu söylemleri destekler niteklikteydi ya da yakın vakitlerde söylemi artırılan çekirdek enflasyona yönelmek Merkez Bankası için avantajlı hale gelecekti.
Peki nedir çekirdek enflasyon? Basit olarak enflasyon verisi içerisinde outlier olarak kabul edilen verilerin çıkarılması ile bulunan farklı endekslerdir. Pandemi sonrası dünya genelinde emtia ve gıda gibi kalemlerde artan trendler, merkez bankalarını çekirdek enflasyon üzerinden politika yapmayı daha cazip hale getirse de Türkiye gibi enflasyon ataleti zaten problemli olan bir ülkede, benzer anlayış ile politika üretilmesi günlük izlenebilecek politikaların ürünüdür. Asıl olan 45.52% sahip ÜFE’nin beslediği çekirdek enflasyon üzerinde azaltıcı etki yapabilmek. Ancak söylenen ile yapılan arasındaki farklar bu işi zorlaştırmaktadır. Rekabetçi kur vaadi verirken arka kapıdan dolarları satmak veya faiz düşürmek için Merkez Bankasını zorlarken paralelde BDDK üzerinden bankalara kredi baskısı yapmak gibi yakın tarihimizde birbiri ile çelişen kararlar mevcut.
İstenilen senaryoyu kabaca izleyecek olursak:
BDDK'nın bankalar üzerinden kredileri kısması ile bir miktar düşen talep bazlı enflasyon üzerinden faizler azaltıldı. (CDS primimizi etkileyen bir söylem ya da olay olmadığını ve FED’in tapering işlemine başlamadığı paralel evreni varsayarsak) Kırılganlıkları gün geçtikçe artan, yabancı yatırımcı kaybeden ve yurtiçi yerleşikleri ile artan dolarizasyon üzerinden kur adım adım yükseldi. İzlenen politikalar neticesinde ara mal işleme sanayiye dönüşen endüstrimizde marjinal maliyet artarak hem ÜFE’yi artırdı buradan da TÜFE’yi besledi hem de cari açığı artırdı.
Bu senaryo sonunda yüksek enflasyon, eriyen maaşlar, yüksek cari açık, artan kur ve CDS primi, etkinliğini kaybeden para politikası şeklinde etkiler doğdu. Oysa Merkez Bankası dolaylı yoldan paraya müdahale etmek yerine doğrudan müdahale etse bu sarmal kısmen daha rahat aşılabilirdi. Geçtiğimiz ay Merkez Bankası dış borç hesaplama modelini değiştirerek dış borcu 17.72% oranında azalttı. Ek olarak alınan veri derleme methodu değiştirilerek Bankacılık Sistemi ve İdari Kaydına geçildi. Burada dış açık ile ilgili yapısal problemleri ve riskleri düzeltmek yerine modeli değiştirerek günlük politikalar yapılmaya devam edilmektedir.
Peki ne yapılabilirdi son çeyrek için?
Faizin düşürülme ısrarı üzerinden bir senaryo izleyecek olursak,
En sonki piyasa katılımcıları anketinde yılsonu beklenen enflasyon 16.30% olsa da ben izlenen politikalardan dolayı daha gevşek bırakarak kabaca 17.36% olarak belirledim.
Okulların açılması Eylül enflasyonunu yukarı yönlü baskılayacaktır. Bu sebeple Eylül-Ekim toplantılarında faizi %19 seviyesinde bırakıp, metinde önceki ayların aksine daha şahin ifadeler ekleyerek piyasa yönlendirmesi yapılabilirdi. Ekim enflasyonu verisi ile Kasım ve Aralık aylarında 19% faiz üzerinden ortalama 25 ve 150 baz puanlık marj alanları oluşabilirdi. Böylelikle yeni yıla yönetimin kendi içlerinde fikirleri tutarlı politikası ile girmiş olabilirdik.Ancak tıkanan politikalar bizi pek de parlak olmayan sonuçlara götürmekte. Uzun süredir diretilen ve giderek gerçekle olan makası açılan 5% enflasyon hedefi için uygulanan politikaların ayaklarının yere sağlam basmaması Dolarizasyon ve Ekonomik Güven Endeksi gibi riskleri de artırmaktadır.
Yukarıdaki Ekonomik Güven Endeksinde de görülebileceği gibi 2008 Mortgage krizi ve Branson krizi ile sarsılan endeks; gerek pandemi gerekse pandemi yönetimdeki alınan kararların etkisi ile arkadan toparlanmaya çalışmaktadır.
Yurtiçi Yerleşiklerinin Yabancı Para Mevdutları grafiği, artan kırılganlıklar sonucu hem gerçek hem de tüzel kişilerin YP talebindeki yukarı yönlü bir hareketini göstermektedir.
Bunlara ek olarak BDDK’nın bankalara baskıladığı kredi kısıtlamarı negatif reel faiz ile birleştiğinde zaten sorunlu kredilerle başı belada olan bankalar üzerinde farklı problemler yaratması olasıdır.
*Veriler TCMB ve TÜİK'ten alınmıştır.

Comments
Post a Comment